Yetimliğimin Yazılmamış Hikayesi…


{lang: 'tr'}

Sabah Gazetesi’nde en sevdiğim iki yazardan biridir Haşmet Babaoğlu… Yazıları kah ilham verip düşüncelerimi yönlendirir,kah zaman makinasına bindirip geçmişin hüzün yüklü günlerinde gazdirir… Geçen hafta sonu çayımın eşlik ettiği yazı keyfinde Haşmet Usta’nın sözleriyle üniversitemin ilk yıllarına gittim…

Ne demiş üstat: ” Öksüz, çölde bir başına bırakılmış gibidir, yetimse kalabalığın orta yerinde yapayalnız kalmıştır… ” Öksüzlüğü ne olduğunu bilmem… Yüce Tanrım kimseye de yaşatmasın… Ama yetimlik geç de olsa döndü dolaştı buldu beni ve Ankara’da yaşattı acıların en büyüğünü… Ve zaman makinası çalışmaya başlıyor Üstad’ın sözleriyle…

1995 yılı güzünün son demlerini yaşıyorum… Zaman zaman tartışmalar yaşadığımız sevgili babamla aramız yine biraz limoni… Gazi Üniversitesi!ndeki günlerim alışma denemelerimle sürüp gidiyor… Ve büyük bir süpriz yapıp babam ziyarete yanıma Ankara’ya geliyor… Çok şaşkınım…

O güne kadar okul yıllarım dahil, başka hiçbir yerde babamın benzer bir davranışına rastlamamışım… Ellerini öpüp, hasretle, özlemle sıkı sıkı sarılıyorum… Mükemmel bir Ankara turu ve hiç tatmadığım kadar lezzetli gelen balık menülü akşam yemeğinin ardından bir süprizle daha karşılaşıyorum…

Hayret dolu bakışlarımın  eşliğinde sevgili babam tavlayı kapıp geliyor ve Allah sizi inandırsın hayatımda ilk kez babamla bir tavla maçına oturuyoruz… Yıllar yılı içimdeki uktelerin en acı verici olanlardan birisidir bu… Babaların oğullarıyla tavla dahil hiçbir oyunu oynamaması gerektiği kuralıyla büyümüş biri olarak heveslerimi gönül mezarlığıma gömmek ve hiç sorgulamadan kabul etmek zorunda kalmışımdır… Bağıra çağıra, birbirimize takıla takıla oyunumuzu bitiriyoruz… Hiç istemiyorum tavlayı kapatmayı…

Yaşadıklarıma inanamıyorken süprizler ardı ardına geliyor babamdan… Akşamleyin Türkiye – Fransa Ordu Milli Takımları’nın maçı var televizyonda… Onu başbaşa izlemeyi öneriyor babacığım… Dilim tutulmuş bir halde, yarı kekeler bir vaziyette tabiki dediğimi hatırlıyorum… Bu süpriz yetmezmiş gibi, beni kapıp Gençlik Parkı’nın en lüks meyhanelerinden birine götürüyor… Artık olup biten eşsiz güzelliklerin tadını çıkarmaya bırakıyorum kendimi…

Garsonlardan Halil İbrahim Sofrasını aratmayacak muhteşem bir çilingir sofrası kurmalarını istiyor… Tüylerim diken diken olmuş ve dokunsalar ağlayacağım bir ruh hali içinde geçiyoruz sofranın başına… Gece bir rüya gibi akıp gidiyor… Küfrede küfrede baba – oğul zevkten dört köşe izliyoruz maçımızı… Yavaş yavaş bitmesini hiç istemediğim o günün sonuna doğru gelmeye başlıyoruz…

Gecenin ilerleyen saatlerinde babamı Mavi Trenle Balıkesir’e uğurlarken garip ve tarifi mümkün olmayan hüzün dolu bir duyguyla dolduğumu hissediyorum… Tadı damağımda kalmış baba lezzetini hiç unutmamayı diliyorum Tanrımdan…

Ama bu unutulmaz günün babamla yaşayacağım son gün olacağını nerden bilebilirimki… Üç ay sonra Halam yurda babamın vefatını haber vermeye geldiğinde o an bütün dünyanın başıma yaıkıldığını ve kendimi kaybedip saatlerce hıçkıra hıçkıra ağladığımı hatırlıyorum…

Sonrası büyük ve tarif edilmez bir boşluk… Zamanın durduğunu ve herşeyin buz kestiğini söyleyebilirim hayatımın geri kalan anlarını tanımlayabilmek için… Yetimliğimin pusulasını yitirmiş savruk ve kayıp günlerimin başlangıcıdır o zamanlar…

İşte, sevgili Haşmet Ustam bir sözüyle o günlerime götürüp getirdi beni bir çırpıda … Hayatımın sil baştan en derin acılarla yeniden yazıldığı, o yetim günlerime… Ancak o kaybı yaşayan kişiler bilebilir, kalabalıklar arasındaki çaresizlik içinde sıkışıp kaldığım yalnızlık duygusunun ne acımasız bir his oldfuğunu… Akıp giden her saniyenin canınızdan bir parça koparıp, zamanın kap karanlık boşluğuna hiç umursamadan fırlatışını ancak yetimliği yaşayanlar bilebilir…

Haklısın üstadım, haklısın… Kimsenin bilmemesi gereken, ama hayatın bir gün gelip, herkese yaşamdan öğrendiklerinin çok çok ötesinde bir anlamı daha olabileceğini öğrettiği, yanlızlığı büyük kalabalıklar içinde yaşadığın her dakika ruhuna yedirdiği anlarda gelip çatıyor…

{lang: 'tr'}

Yetimliğimin Yazılmamış Hikayesi… ile Benzer Yazılar:

20 Ekim 2010 Saat : 2:24

Yetimliğimin Yazılmamış Hikayesi… Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

insan hayat Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam
reklam

Histats

Histats.com © 2005-2010 Privacy Policy - Terms Of Use - Powered By Histats

GTranslate / Çevirmen

EnglishFrenchGermanItalianPortugueseRussianSpanish

GÖSTERİMLER

GÖSTERİMLER