Bugüne kadar dünya üzerindeki en genç nüfuslardan birine sahip olmakla övünüp durduk yıllardır… Çünkü genç nüfus demek, toplumun dinamik olması demekti… Böylece durağan bir toplum olmaktan çıkabilecek ve ileri bir ülke konumuna daha süratli ulaşabilecektik…
Yıllarca bu genç nesil avuntuları ve hamasi nutuklarla günlerimizi geçiştirdikten sonra, kalıcı yatırımlar yaparak, bu verimli nesli bozuk para gibi harcamayı başardık… Hadi en iyimser bakışla, o nesilden umduğumuz kadar verim almayı beceremedik…
Çünkü son gelen nüfus verileri gösteriyor ki, Sayın Başbakanımızın 3 çocuk söylemli teşvikine rağmen Türkiye’deki nüfus artış hızı düşerek gençlerin toplam nüfus içindekipayı giderek azalıyor… Gözümüz aydın… Büyük bir fırsatı kaçırarak, körpecik neslimizin köküne kibrit suyu dökmeyi başardık…
Yine de herşeyi kaybedilmiş ve yitirilmiş olarak görmemek için çok çok önemli veriler var elimizde… Evet, malesef demin söylediklerim doğru, hiçbirinde hata yok… Ama TÜSİAD‘ın geçenlerde yapılan bir toplantıda uzmanlara mesaj verme niteliğinde sunduğu enteresan bilgiler içeren bir rapor, bu umudu taşımaya geçerli sebepler veriyor bize…
” 2050′ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: Eğitim, İşgücü, Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemlerine Yansımalar ” raporu ile ” 2050′ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: Eğitim Sistemine Bakış ” raporu, gelecekteki üretken nüfus artışının, her devlete tarihinde yalnızca bir kere nasip olabilecek, kaçırılmaması gereken bir fırsat daha sunduğunu ortaya koyuyor…Ama tek bir koşulla…
Sevgili devletimin pek değerli yöneticileri, koltuk sevdası peşinde koşmadan ve değerli zamanımızı harcamadan, doğru ve efektif politikalar üretmeye başlayabilirlerse bu büyük fırsatı değerlendirme imkanımız var… Bu şansın literatürdeki adı: ” Demografik Fırsat Penceresi ”…
Örnek alabileceğimiz ülkeler istiyorsanız, 70 lerden sonra gelişip serpilen Doğu Asya ülkelerine bakınız lütfen ve ibret alınız… Ülkelerinin ve toplumlarının geleceği için, nasıl çenelerini tutup, küstahlıkları bırakıp, geleceğin refah düzeyi yüksek ülkesi olma hayallerine odaklandıklarına dikkat ediniz…
Kadınlarımızın başına ve etek boylarına konsantre olmak yerine, onları toplumun verimliliğini yükseltecek en büyük güç haline getirmenin çarelerini arayınız biraz da… Sanki Türk Kadının başka konuşulacak yönü yokmuş gibi, onu nasıl kapatırım ve toplum dışı bir varlık haline getiririm diye meclislerde ayak oyunlarını bir kenara bırakınız artık…
Çünkü altını bir kere daha çizmek gerekirse, her ülkenin tarihinde sadece bir kere başına gelebilecek bir ayrıcalık bu… Eğer doğru adımlar atılmayacak olursa, hepimizi ülkemizin belini bükecek büyüklükte bir işsizlik sorunu bekliyor olacak…
Çok basit bir kuralı bilmek yeterli olacaktır kanımca… Bunu bilmek içinse büyük bir iktisat profesörü olmaya gerek yoktur… İstihdam imkanları yaratılmaması, yani işgücüne olan talebin üretken nüfustan az olması durumunda, bu kartopu büyüye büyüye tüm ekonomimizi yutan bir çığ felaketine dönüşebilecektir, benden söylemesi…
Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş
Webmaster cok tesekkurler…
Selamlar Senay