Eşsiz bir spor deneyimi, tek kelimeyele benzersiz bir show time yayıncılık anlayışı ve milyonlarca dolarla bile ölçülemeyecek büyüklükte bir tanıtım hamlesi… Eğer şov içerikli, yüksek reytingli bir yarışma programından bahsettiğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz… Mükemmel bir spor deneyimi yaşadığım New York Maratonu’ndan bahsediyorum…
Haftalar öncesinden haber vermiştim karnaval tadındaki bu lezzetli seyirliği… Rüyalarımın şehri olan New York’ta yine en tatli rüyalara eşdeğerde bir Maraton Şov izlettiler bize… Biraz olsun Eurosport’dan takip edebilme fırsatı bulduysanız, sözlerimin ne kadar gerçeklik değeri taşıdığına, sanki tariha tanıklık ediyormuş gibi şahitlik etmişsinizdir…
Okul müsameresi tadında yapılan Avrasya Maratonu’nun ardından, ibreti alem için bir de New York Maratonu’nun izlenmesini rica etmiştim tüm spor sevdalılarından, bir çuval incirin nasıl berbat edildiğini görmeleri için… Dünyada sadece bizim maratonumuz yapılsa, hadi derim görmemişin maratonu olmuş, tutmuş köprüyü koparmış… Hayır, bu çiğlik geçmişte kaldı…Onlarca başarılı uygulanmış örneği ortada…
Çünkü artık sadece bu işlerle ilgilenen profesyonel yayıncılar var… Gidip anlaşıyorsun ve dünya aleme rezil olmak yerine, tüm dünyaya eşsiz bir spor ve İstanbul deneyimi tattırıyorsun… İşin maliyeti devede kulak misali kaldığı gibi, ülkemizin tanıtımı için harcanacak milyar dolarlar cepten çıkmamış oluyor… Kime dinletebilirsinki sözlerini… Kim kime dum duma bir curcuna sahnelenip gidiyor işte…
Gelelim lezzetlerin en büyüğü, maratonların maratonu New York Maratonu’na… Sokak sokak gezdik dünyanın en ünlü atletleriyle şehirlerin hası New York’u… Sanki o ünlü üstü açık gezi arabalaına binmişçesine tatdaki bir dünya metropolü turuydu… Parasını saysan yüzlerce dolara satın alamayacağın bir gezinin karşılığıydı izlediğim yayın… İçimdeki New York aşkını daha bir alevlendirdi izlediklerim… Küllenen bir sevdayı yeniden canlandırdı…
Yarışın en önemli ayrıntıları ise, 2010 maratonunu en unutulmaz maratonları arasına sokmaya yetti de arttı bile… Şil’nin San Jose kentindeki maden ocağında geçen ay meydana gelen göçükte 69 gün boyunca hayatta kalma mücadelesi verip ardından NASA’nın danışmanlığında hazırlanan özel kapsül sayesinde diğer 31 arkadaşı ile birlikte kurtarılan Edison Pena’nın, tam tamına 5 saat 50 dakikada ağrıyan dizlerine buz torbaları koyarak ama herşeye rağmen nizami bir şekilde yarışı tamamlaması, ömrüm boyunca unutmayacağım bir ayrıntı olacak…
Bir de sadece saate karşı yarıştığı ve asla diğer yarışan maratoncularla birlikte koşamayacağı eleştirilerine maruz kalan, maratonda dünya rekorlarını alt üst etmiş efsanevi yarışçı Haile Gebrselassie, ilk kez katıldığı ve eleştirilere cevap verme fırsatı olabilecek maratonu sakatlanarak yada başka bir bakış açısıyla eleştirileri haklı çıkarırcasına sakatlığı bir bahane olarak kullanarak terk etti ve emekli olarak atletizmi bıraktı…
2010 yılının benim için en keyif verici ve en unutulmaz deneyimlerinden biri olan New York Maratonu’nu asla ve asla unutmayacağım… Üzerinden yıllar geçsede sanki şuan seyrediyormuşçasına taptaze anılarıyla keyifle hatırlayacağım… Teşekkür ederim New York… Elleriniz dert görmesin iş bilir profesyonel yayıncılar… İyiki varsınız binlerce spor tutkunu nevi şahsına münhasır değerli New Yorklular ve dünya vatandaşı olabilme bilincinde olan saygıdeğer spor tutkunu insanlar… Hepiniz saolun, varolun…