Bence Evrim Sümer, Radikal gazetesindeki köşesinde kendisine haksızlık ediyor… Böylesine hassaslık içeren kaygı dolu düşünceleri olan bir anne kötü yada yetersiz cümleleriyle değerlendirilemez… Bebeğine karşı duyduğu suçluluk duygusu ve ona eşlik eden endişe, ince eleyen sık dokuyan bir kadının, standart mükemmelliyetçiliğinden başka bir şey değil…
Çalışan bir kadının anneliğini ihmal ettiği fikrini, herşeyin 4 4 lük olmasını isteyen kusursuzu arayış yolculuğuna yoruyorum… Bu yolculuktaki yıpranma duygusu anneyi eksiklik duygusuna, o duygu da kaçınılmaz olarak kendi kendini suçlamaya kadar götürüyor…
Bana göre bu his, çalışma hayatının sadece annelere değil, biz babalar da dahil olmak üzere, ister çalışsın, ister çalışmasın, kaçınılmaz olarak herkese yaşattığı bir açmaz… Yani sadece çocuklarımıza karşı yapılmış bir haksızlık olarak görmemek gerekiyor…
Dolayısıyla da ne kendimizi, ne de bize bunları yaşatanları bire bir suçlamamak gerektiği kanaatindeyim… Yanlış anlaşılmasın… Kalkıp da burada aç gözlü, iştahı doymak bilmeyen, sadece annelerden değil babalardan da elinden geleni ardına koymayarak alabileceği ne varsa, arsızca herşeyi almaya ve çalmaya çalışan patron bozuntularını savunmuyorum…
Bunu sadece kadınlara karşı yapılmış bir eziyet, yalnızca onların katlandıkları bir işkence olarak görmemeleri gerektiğinin altını çizmeye çalışıyorum… Öyle bir anlatılıyor ki bu durum kadınlar tarafından, sanki hiç bir erkek, benzer işkencelere maruz kalmıyor ve hayatlarını güllük gülistanlık sürdürmeye devam ediyorlar…
Malesef hiç de öyle değil… Tazelerin tazesi bir baba olarak, sevgili yavrumla gecelerin hiç de kısa geçmediğinin, bu uzun gecelerin de sadece bir kaç sınırlı örnekle kısıtlı kalmadığının altını çizmek isterim…
Ben de çoluklu yada çoluksuz kadınların bir çok kereler iş hayatında haksızlıklara maruz kaldıklarını ve bu durumun bırakın kadın – erkek eşitliğine uygun olup olmamasını, insan haklarına aykırı olduğunu defalarca yazdım ve çizdim…
Şartların düzeltilerek onlara en uygun iş ortamların sağlanmasının kadın yada erkek farketmez, tüm çalışanlar arasında iş barışının sağlanması açısından vazgeçilmez kriterler olduğunu belirttim…
Bu bağlamda ücretlerden tutunda, nöbet sürelerine kadar, doğum ve süt ayrıcalıklarından en doğal izin ve rapor haklarına kadar, her incelikli ayrıntının kaliteli bir iş ortamı sağlamak adına patronların yerine getirmeleri gereken öncelikli görevleri arasında yer aldığını urguladım…
Bakıcılar, anneler yada kayınvaldelerin ise tam anlamıyla bir anne sıcaklığını hissettiremeyeceğini de yaşadıklarımdan yola çıkarak söyleyebiliyorum… Ama o zaman yaşadığımız annelik ve babalık duygusunun keyfini nasıl alacağız…
O zaman, bazen çok kızdığım öğrencilerimde karşıma çıkan hazırcılık ve tembellik duygusundan farklı olacak mı hissettiğimiz duygu?.. Hiç emek sarf etmeyelim her şey önümüze konulsun… Biz bebeğimizin, zevklerimizin veya hobilerimizin başında olalım ve herkes bizlerin köleleri gibi tüm pis işlerimizde koşunsunlar… Biz de karşılarına geçerek mazoşist duygular içerisinde onları seyrederek sadece çocuklarımızı sevelim…
Malesef hayat öyle küçüklükte oynadığımız evcilik oyunlarındaki kadar masum ve masalsı değil… Böylesi talepler çetin hayat koşulları karşısında gerçekçi değil… Zaman zaman patlama noktasına geldiğimiz ve bebekler gibi ağladığımız doğru… Ama bunu yılgınlığımızın bahanesi haline getirmeye çalışmamızı kabul edemiyorum…
Sevgili Evrim Sümer Hanım… Yazılarınızı takip ettiğim kadarıyla, annelik gerilimlerine fazlasıyla iyi dayanmakta olduğunuzu düşünüyorum… Bir kadının mükemmellik arayışı içindeki hassasiyetiniz, kaygılara fazlasıyla derinden gömülmenize sebep oluyor… Ama bu durum sizi yıldırmasın…
Kanaatimce çok çok iyi gidiyorsunuz… Hatta bir çok bekar ve çocuksuz çalışan kadından daha beceriklisiniz… Hatta eşimden sonra en iyi 2. çalışan anne olduğunuzu bile iddia edebilirim… Siz aksini söyleseniz de ileride en az erkekler kadar hatta onların birçoğundan daha iyi bir kariyer elde edeceğinize inanıyorum… Yeter ki diğer hevesli çalışan annelerin şevkini kırmayın…