İstanbul 2012 yılının Spor Başkenti seçilmiş… İlk duyduğumda ellerim patlayıncaya kadar alkışlamak ve sevinçten havalara uçmak istedim… Ama heyecanımın etkisi dindiğinde ve aklım başıma gelmeye başladığında, sağduyum acı sesini içimde yavaş yavaş yükseltmeye başladı… Kültür Başkenti hengamesini kör topal atlatmayı başaran İstanbul’umuzu şimdi kimbilir hangi zor ve başa dert sınavlar bekliyordu…
Çok mu karamsarım sizce… Hadi gelin hep birlikte kara kara düşünelim isterseniz… Türkiyemin en sevdiği spor dalı hangisidir desem, hiç düşünmeden futbol dersiniz, öyle değil mi… Bu durumun büyük şehirlerimizde, ama özellikle İstanbulumuzda daha baskın bir karakterde gözlenebileceğini de tahmin edersiniz… Diyelim ki öyle olsun, sizi kırmayayım…
Sadece futbol için bile konuşsam, acaba haftasonu 12 milyonluk koca İstanbulumuzda 3 büyüklerin stadlarını, spor yada futbol aşkı ile yanıp tutuşan ne kadar taraftar dolduruyor?.. Bunun dışında diğer futbol klüplerinin kaç sadık taraftarı, sırf eğlence ve etkinlik olması maksadıyla ailesiyle beraber stadları doldurarak bir şenlik havasında haftasonunun sporla iç içe geçiriyor?..
Gelelim diğer belli başlı spor türlerine ve İstanbul’daki spor komplekslerine… Basketboldan voleybola, tenisten atletizme, klüp yada bireysel anlamda hangi spor dalı hafta içini geçtim sadece haftasonu bile spor aşkıyla yanıp tutuşan sevdalılarla dolup taşıyor?.. Spor kültürünün barışçı bir atmosfer içinde sindirildiği toplumsal bir uyumdan bahsedilebilir mi ülkemizde?..
Sorduğum soruların hiçbirine çok çok özel durum ve zamanların haricinde bir kerecik bile olumlu cevaplar verebileceğinizi düşünmüyorum… İstanbul’un kuş uçmaz kervan geçmez bir köşesinde yapılmış ve çürümeye terk edilmesine ramak kalmış bir kullanılamazlık durumu içinde sonunu bekleyen betondan bir hapishane olan Olimpiyat Stadı, bir utanç abidesi olarak sırıtıp durmakta…
Sinan Erdem Spor Salonunu Dünya Basketbol Şampiyonası’nın hatırına yetiştirmiş olmalrına rağmen, yapım tarzındaki yanlışlıklar sebebiyle, hatta daha açık konuşacak olursam, salon içindeki beton kalıpların hareketli olmayan mezar taşı biçimindeki halleri yüzünden, atletizm yarışmaları dahil basketbol dışındaki hemen hemen hiç bir spor etkinliğine müsait olmaması, bizi söz verdiğimiz sporların atası salon atletizm şampiyonalarını yapmaktan alıkoyarken, hangi yüzle ve cesaretle Spor Başkentliği gibi bir işe kalkışıyoruz…
Daha sayayım mı garabet vesikalarını… Milyon dolarlar döktürerek yaptırdığımız ve dünyanın en modern ve en pahalı pisti olmasıyla övündüğümüz F1 İstanbul Park hangi kapasitede motor sporlarının kullanımına açılabildi… Daha açık bir ifadeyle sormam gerekirse… Supersport Dünya Şampiyonumuz Kenan Sofuoğlu, adımızı dünya cümle aleme duyururken, burada kaç antrenman turu atarak hazırlanabildi yarışlara… Gelecekte nice Kenanlara kavuşabilmemiz için hangi spor aşkı ile yanıp tutuşan zihniyetler yüzlerce motor sporları tutkunlarını kafilelerle getiriyor İstanbul Park’a?…
Evet, ellerim patlayıncaya kadar alkışlamak ve çığlık çığlığa bağırarak sevinçten havalara uçmak istiyorum… Ama sağduyumun acı sesi yükseliyor içimde ve bütün sevinçlerimi boğuyor… Geleceğe karamsar bakmama sebep oluyor ve bütün sorularımın cevapları, sanki zaman donmuşçasına havada asılı duran cansız bedenlere dönüşüyor… Çok büyük bir acımasılık yapıp, bu yılın şehri Valencia ile karşılaştırmıyorum şehrimizi… Sadece gerçekleri söyleyip çekiliyorum… Spor Başkenti İstanbul mu?.. Hıh, güldürmeyin beni…