Bugün üzerinde kafa yorulacak o kadar çok konu var ki, kısıtlı zamanımda bir kaçını seçmek fazlasıyla zorluyor beni… Kadın – erkek ilişkileri, toplumsal hayatın cilveleri, felsefi ve bilimsel tartışmalar, kadınlar, sevgililer ve annelerimiz derken kadın hakları, eşitlik ve insanlığımızın kökenleri ve liste böylece uzayıp gidiyor…
Yazılarda hayatın anlamını altın tepside sunmuyorum sizlere belki… Bu yüzden çok madah biri olduğumu düşündüğümü sanmanızı istemem lütfen… Ama yazılarımda yapmaya çalıştığım şey, sorgulamalarımla ve çıkarımlarımla izlediklerimin, okuduklarımın, yaşadıklarımın ve hissettiklerimin hakkını vermek ve beni fazlasıyla rahatsız eden yada mutlu eden konuları insan olmanın bedelini ödemek adına ortaya dökerek itiraf etmek…
Bu herkesin çabası değil midir dediğinizi duyar gibi oluyorum… Dost acı söyler, lütfen alınmayın… Ama sizler de dahil olmak üzere, çoğu kimse bu çabadan elinden geldiğince kaçma telaşında… Hatta bir çok kişi yazılarımızı acaba benim söyleyemediklerimi yada söylemeye cesaret edemediklerimi söylemiş mi tarzı kaçamak bakışların ardından gizli saklı okumaya çalışıyor…
Ama suçlayamam sizi… Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bazı konuları sadece düşündüğünüz için bile hayal dahi edemeyeceğiniz işkencelerle ödüllendirilebilirsiniz… Bu yüzden eleştirim sizlere değil… Dediğim gibi lütfen alınmayın… Asıl eleştirim, hiç üstlerine düşen bir görev olmadığı halde, toplumun bam teliymişçesine bin bir maske takınarak olmadıkları bir varoluşla yalanların en derinine ve adisine soyunan insancıklaradır…
Saklandıkları karanlık, izbe mağaralarından çamur atmak ve kin kusmak için çıkan, hayattaki tek kazancın yağ çekerek elde edileceğine inanan bu zavallılar, parayı etlerine bir etiket gibi yapıştırmakta, görünüşlerini de bir poster edasıyla sermekteler patronlarının önüne… O yüzden aynaya baktıktan sonra kendiniz hakkında böylesi bir düşünceye kapılmıyorsanız, yazılarımı okumaya gönül rahatlığıyla devam edebilirsiniz efendim…
Şu an itibariyle hayatla yüzleşme seansımız bitmiştir… Mutlu ve huzurlu yaşantılarımıza kaldığımız yerden devam etmek için hiç bir engel göremiyorum… Bugün pazartesi, iş başı sendromlarımız hayatlarımızı her zamanki gibi ele geçirebilir… Her tür mutluluğa ve sevinçe kiralayabiliriz her yere hovardaca savurmaktan pek hoşlandığımız dakikalarımızı…
Nasılsa öldükten sonra bir ödünç hayat daha bekliyor bizi, öyle değil mi… Tanrı’nın sırat ipinde asılı duran kurbanlık ruhlar misali yaşam müsvettelerini üzerimize geçirince, bir şekilde biraz olsun insana benziyoruz her defasında… Kimse anlamıyor alttaki yaratığın ne olduğunu… Sonra da yüzsüzce affedilmeyi bekliyoruz ondan bizi sahte cennetlerine alsın diye…
Ama hiç heveslenmeyelim… Öyle şişirilmiş balonlar misali yaşanmış hayatlarla bence gözünü boyayamayız Tanrı’nın… Bıyık altından kıs kıs gülerek geri çevirecektir yalvarışlarımızı… Kıyametimiz olan ölüm günümüz gelmeden deşifre edeyim hepimizin yalanını… Bir nevi amme hizmeti olsun bedavadan benimkisi… Haydi bakalım hayırlı yaşamalar…
Sevgi ve Saygılarımla… Fırat ÖÇAL