Gönlümün asla vazgeçemediği tutkularından biridir, ” Deniz ”… Ömre bedel güzellikleri düşünüldüğünde elit bir yaşam biçimidir aslında… Rüyalarında dahi denizle yatıp denizle kalkanların tercihidir bu yaşam stili…
Deniz tutkusunu yüreklerinin derinliklerinde öylesine ateşli bir şekilde yaşarlar ki, o an için denizden fersah fersah uzakda bile olsalar, meltemin yosun kokulu ılık havasını ciğerlerine doldurabilmeleri içiin hayali bile yeter…
Denizden gelecek her nimete öylesine açtır ki ruhları, başka hiçbir lezzetle kandıramazsınız, içinden babası çıksa yiyebilecek açlıkta bekleyen dizginlerini koparmış nefslerini…
Balıktan Hikayeler kitabını elime ilk aldığımda Artür Büyüktaşçıyan da bana bu ruh hali içindeki bir deniz sevdalısı olarak göründü… Sanki onunla aramızda adı asla konulamayacak metafizik bir bağ kurulduğunu hissettim kitabın ilk cümlesinden itibaren…
Yazlık ve denizin güzellikleri dışında hayatında denizin zahmetini pek görmemiş benim gibi bir şehirli çocuğun ruhunda onu yakıp tutuşturan sevdayı anlatıyordu kitabı… Belki tarifler olması bakımından bir yemek kitabı olarak algılanabilirdi ilk başta ” Balıktan Hikayeler ”..
Ama içine sinmiş yosun kokusunu sayfalardan alabiliyordum rahatlıkla… Bir yaşam tarzı olarak denizi benimsemiş parmakların gün be gün denizle yoğrularak vücuda getirdiği bir otobiyografi olarak düşündüm kitabı…
Yaşam hikayesini incelediğimde de Artür Büyüktaşçıyan’ın çok yönlülüğü dikkatimi çekti… Yaşamın çeşitli yüzlerinden beslenmesiyle, farklı farklı maharetlerin bir araya getirilmesiyle, deniz ve balık hakkındaki her şeyi bulabileceğim, profesyonel bir titizlik içinde kotarılmış bir kitabı ellerimde tuttuğuma ikna oldum…
Bana sorarsanız, müsait olduğunuz bir haftasonu, balıkçınızdan 4 – 5 çeşit balık alarak, kitaptaki muhteşem tarifler eşliğinde, iki gün boyunca ailenize bir balık ziyafeti çekin… Balıkların hikayeleriyle zihinlerinizi neşelendirin ve sırf deniz tutkusu konuşun geceler boyunca… O zaman siz de benim gibi odanıza dolan buram buram yosun kokusunu hissedeceksiniz…